Kategoriler
Edebiyat Genel

MÜLTECİ

Mülteci…Kavram olarak belki birkaç harf ve hece ama problem olarak da kütlelerce ağırlıkta bir kelime.  Kavramın tanımını yapmak uygun olacak. Mülteci veya sığınmacı belli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeniyle zülüm gören veya göreceği korkusuyla yaşayan, bu sebeple ülkesinden ayrılan ve oraya geri dönmeyen veya dönmek istemeyen kişiye denir. Sözcükler böyle diyor ama kelimeyi sorunsallaştırmak gerekirse daha derin daha korkak bir realite çıkıyor karsımıza. Kavramı betimleyecek olursak.

      Düşünün bir gün evden çıktınız. Her zamanki gibi işinize veya okulunuza gidecektiniz. Otobüs durağında beklerken aniden çok yakınınıza bombalar düşüyor ve sonra çığlık ve bağrışma sesleri. Korku ve endişeyle hemen evinize geri dönmek için koşuyorsunuz fakat ortada bir ev yok ve yıkık evden ailenizin, Sabah öperek sizi uğurlayan canınız pahasına sevdiğiniz insanların, cesetleri önünüzden geçiyor. Acıyı iliklerinize kadar hissediyorsunuz ve karar veriyorsunuz acı böyle bir şeydir diye. Oturuyorsunuz yıkık taşlara olanlara inanmıyor ölmek istiyorsunuz tüm içtenliğinizle. Ölü cesetler karsında hayat arıyorsunuz, belki her şey bitmemiştir diye umutlu olmaya çalışıyorsunuz tüm gözyaşınızla.

      Çantanızdaki küçük defterinizde sıkışan umudunuzla yollara düşüyorsunuz her an ölecek missiniz korkusuyla çatlak yollardan hayatınızın en uzun yolunun yürüyorsunuz. Sonunda hayatınız gibi yıkılan ülkenizi terk etme sınırındasınız. Sadece siz mi? değil binlerce insan hayatla ölüm arasındaki çizgi gibi ülke sınırında.

      Ve yeni bir hayat yeni bir dünyada bitiveriyorsunuz. Yanınızda canınızdan çok sevdiğiniz babanız, canından çok sizi seven bir anneniz yok. Mülteci kampına yerleştiriliyorsunuz. Hiç bu kadar soğuk olmamıştı eviniz ve hiç bu kadar soğuktan titreyen dişlerinizin seslerini yalnız olarak dinlememiştiniz. Etrafta sizin anlayamadığınız dilden sözcükler uçuşuyor ve kendinizi sağır ve dilsiz hissediyorsunuz. Teksiniz ve zamanla defterinizde mektup ve şiir yazacak yer kalmıyor ve günlerce giydiğiniz elbisenin kokusu burnunuzu yakıyor. Temel hakkınız olan yaşama hakkınızın olduğunu hissetmek için iş arama çıkıyorsunuz. Kampta öğrendiğiniz az çok Türkçeyle anlaşmaya çalışıyorsunuz ama girdiğiniz her yerde sadece anladığınız tek şey iş istemek isteyen kaçıncı mülteci olduğunuzu ifade eden sayılar. Sonunda buluyorsunuz ve ayaklarınızın üzerinde durmak için ayaklanıyorsunuz bu işle. Yeni defterler ve yeni şiirlerle yeni bir hayata kavuşuyorsunuz.

      Bombalarda ölen, vurulup yüz üstü yere düşen, tecavüze mağdur olmuş bir genç kız, dilenmek zorunda olan bir küçük beden, oyuncağıyla korku ve umutlarını taşımayan bir teknede hayalleriyle batan ya da suyun sürükleyip bir sahilde yüz üstü yalnız bıraktığı bir bebek, şiir yazacak ve şiir yazılası diyarları dolaşacak uzuvlarını kaybeden bir genç olmadığınız için şanslı olduğunuzu belki de hatırlamayacak kadar unutkan oluveriyorsunuz.

Kategoriler
Edebiyat Genel Kitap Yazıları

Bir Yazar – Bir Okur III

Tekrardan merhabalar arkadaşlar. Bir Yazar Bir Okur yazı dizininin son yazısına geldik Önceki ilk yazımda Bir Yazar Bir Okur I’de sizlere en sevdiğim yazarlardan olan Tarık Tufan’ı nasıl tanıdığımı ve sonrasında yazdığım ikinci yazı olan Bir Yazar Bir Okur II’de de sizlere okuduğum edebiyat kitaplarından bahsetmiştim. Şimdiki yazımda da son olarak ilk yazımda yazarın ilk konuşmasında dikkatimi çeken bir durumun sonrasında nedenini bulduğumu ve bunun ne olduğundan bahsedeceğim.

İlk yazımda sizlere ilk dinlediğim söyleyişinde kelimeleri hızlı seçmediğini ve çok düşünüp yavaş konuştuğunu belirtmiştim sonraları sosya medya aracılığıyla katıldığı az programlarda konuşmalarına denk geldim ve dinledim bir konuşması var ki aralarında o zamanlar çok beğendiğim konuşmasıydı. Bu konuşma Serdar Tuncer’in yayın konuğu olduğu Şiirli Muhabbet programıydı. Bu programı da buraya bırakıyorum izlemek dinlemek isteyenler için.

Şiirli Muhabbet Serdar Tuncer ve Tarık Tufan

Bu muhabbette benim en çok ilgimi çeken zaman 9:35 ve 10:30 kadar olan bölüm asıl ilk söyleyişinde kafama takılan o konuşma şeklinin izahıydı ve bu izah tam da bu şekildeydi: ” Eskiden her şeyi biliyordum, sonra bir şey öğrendim hiçbir şey bilmediğimi fark ettim.” Ne kadar güzel izah değil mi ben çok hazır cevabım diyen ya da çok konuşan bizler için de o bir şeyi öğrenme vakti gelir umarım.

Gel gelelim yazarın okuduğum son iki kitabına. bunlar Şanzelize Düğün Salonu ve son kitabı olan Düşerken’dir. Açıkçası edebiyat türünde kitaplarını okuduğum ve kitaplarında parça parça yazı yazmış bir yazardan roman konusunda biraz ön yargılı davrandım ve romanlarını sonradan okudum. Çünkü roman uzun bir yazı olduğu için ve okuyanı sıkmaması için süreklilik taşıması gerektiğinden tedirginliğim vardı. Bir gün çok dertliydim ve izimi büyük bir hüzün kaplamıştı şuan bilmediğim bir nedenden dolayı, Tarık Tufan’ın Şanzelize Düğün Salonu Kitabını elime aldım ve okumaya başladım. Size bir sır vereyim mi? Ne kadar hüzünlü ve üzgün olsam hep yazarın kitaplarını okumak isterim. Salona geçtim. Salonu yatak odası olarak kullanılmayan ender öğrenci evlerinden birinde kalıyordum. Ve okumaya başladım. Okudum. Okudum. Romanın bir parçası olmaya başladım karakterleri tanımaya iç hallerini anlamaya başladım. Ve o gece o kitabı bitirdim. Tabi o zamanlar daha yani yeni artık biraz yazmam gerektiğini kavramı ve bu konuda çözümler bulmaya çalışıyordum. İşte tam da o gece 8. yazım olan Sevdiğime Yazara Attığım Mesaj metnini Twitter aracılığıyla Tarık Tufan’a yazmıştım. Ne de umutluydum cevaplar diye 🙂 cevaplamadı. O gece bir solukta bitirdim kitabı. Öyle sakin de okumuyordum bir bu yana dönüyordum bir şu yana oturuyordum uzanıyordum aksiyonlu bir roman okur gibi heyecan ve merakla okudum. Şimdi sizlere hem ilk romanından alıntılar hem de son romanından alıntılar bırakıyorum.

Şanzelize Düğün Salonu

  • Kalmış gibi yapmaktansa gitmek daha iyidir.
  • Yürüdüğün yolun ışıklandırılmış olması, gideceğin yerin aydınlık olması anlamına gelmez.
  • Ben açık birisiyim mesela. İçimde ne varsa dilimde de o var. Öyle insanları seviyorum. Çok konuşan değil ama içindekini konuşsun. Bir şey söylemek istemiyorsa da oturalım susalım, umrumda olmaz. Neden konuşmuyorsun diye sormam bile. Bilirim ki söyleyecek bir şey yok, susuyoruz. Ama bir şüphe olunca insanın tadı kaçıyor.
  • Baktım olmuyor, kendimle arama mesafe koydum.
  • Küçükken öldüğümü düşünürdüm. Daha doğrusu öldükten sonra cenaze törenim yapılırken olacakları. İnsanların cenazemdeki üzüntülü hallerini düşünürdüm; kimlerin ne kadar üzüleceğini, arkamdan neler konuşulacağını, çok sevdiğim insanların ne tepkiler vereceğini.
  • Bir adamın gidişiyle başlayan hiçbir hikaye geri dönüşle sona ermiyor.
  • Uzaktan baktığında delilik olarak gördüğü şeye yakından bakabilseydi, bunun aşk olduğunu anlayabilecekti. Bakamadı. Bakmadı…
  • Annenin ölümünün dilbilgisi, grameri olmuyor ki…İnsanın annesinin ölümü zaten hayatın anlatım bozukluğu..
  • Kâinatta her mesafe ölçülebiliyor ama birbirine uzak iki hayatın arasındaki mesafeyi ölçmenin imkânı yok.
  • Bugün hiçbir şeyin canımı sıkmasına izin vermeyeceğim dedim kendi kendime. Kötü giden zaten kötü gidiyor..
  • Bağlandığın andan itibaren nereye gideceğini sen değil, bağlılıkların belirliyor. Kendini zincirleyip sonra da anahtarı yutmak gibi bir şey.
  • Gece her şeyin üzerini örter, diye düşünür insan. Oysa gecenin örttüğünden çok hatırlattıkları vardır. Hatırlatırken sarstıkları, sarsarken suskunlaştırdıkları, suskunlaşırken acıttıkları.

Düşerken

Kitap ile ilgili bilgi olur mahiyetinde bu söyleyişi bırakıyorum ”Tarık Tufan ile Hayat Sanat” 22:00 dakikada başlıyor. 😉

  • İnsanın en ölümcül yarası, içinde anbean büyüyen gitme hevesidir. Ölmekle gitmek aynı şey; ne ölenlerin ne de kalbindeki ıstırap verici ağrı dinmek bilmediği için uzaklara gidenlerin geri döndüğünü bu dünyada gören oldu. (Romanın ilk cümlesi)
  • Beklemek, beklemek, beklemek ve sonra hiçbir şey olmamış gibi kaldığın yerden devam etmek zorunda kalmak; umut etmek ve her seferinde incinmek, yaralanmak, yaramı sarmak, sarıp sarmalamak, saklamak, saklanmak, sarsılmak, ölesiye sarsılmak kalbimi yoruyor..
  • Hayatın en acımasız taraflarından biri de en çok unutmak istediklerimizi bir gün mutlaka anlatmak zorunda kalmamız. Unutmak diye bir şey yok.
  • “Küçük bir kuş kadar hür müyüz?”
  • Gitmek derdine bir kez düşen için artık kalmak da yaradır.
  • Kelimelerin de ayak sesleri vardır.
  • Bu dünyada kim kime kendini anlatabilmiş ki ?
  • Kendi masalımıza,çocuklar kadar kanmaya hazırdık. Belki daha fazla.
  • “Kelimelere ihtiyaç duymadan ve neredeyse hiç ortalıkta görünmeden yaşamayı öğrenebilmiş biriydi. Yüzü de kalbi kadar saklı. Var ama yok, orada ama değil, yakın ama uzak; yalnızca çok gerektiği anlarda, neredeyse susacakmış gibi, söylediği her kelimenin ardından, konuşmaktan tam o anda vazgeçecekmiş gibi, ağzından çıkan her söz birazdan geri dönüp kendi boğazına sarılacakmış gibi tereddüt içinde konuşanlardan. Anlatmaya dair bütün inancını yitirmişlerden. Yanı başından hiç eksilmeyen o ürpertici, o uğursuz, o ayartıcı, o yoldan çıkarıcı boşluğa kendini bıraktı bırakacak gibi duranlardan.”
  • Gitmek, gerçeği öğrenmekten daha mı kolay?

Bu iki kitabı da mutlaka okumanızı isterim ve tavsiye ederim. Zaten 3 yazımda bahsettiğim kitapları dışında başka kitabı yok yazarın. Roman türünde de sadece bu yazıda bahsettiğim iki kitabı var. Umarım yakın zamanda yeni bir proje ile karşı karşıya kalırız ve yeni bir kitabını okuruz.

Size bir yazarı tanıma ve kitaplarını okuma serüvenimi ve Tarık Tufan’ı biraz da olsa anlatmışsam ne mutlu bana bu yazı Bir Yazar Bir Okur Tarık Tufan yazı dizininin son yazısıydı. Diğer iki yazıyı da buraya bırakıyorum okumayanlar için. Teşekkürler. Yeni yazıda görüşmek üzere.. 👋👋👋

 

  • MÜLTECİ
    Mülteci…Kavram olarak belki birkaç harf ve hece ama problem olarak […]
  • Bir Yazar – Bir Okur III
    ”Eskiden her şeyi biliyordum, sonra bir şey öğrendim hiçbir şey bilmediğimi fark ettim.”
  • Bir Yazar – Bir Okur II
    Devrim; Yeryüzüne yalın bir bakıştır.
Kategoriler
Edebiyat Genel Kitap Yazıları

Bir Yazar – Bir Okur II

Bir önceki yazımda Tarık Tufan ile nasıl tanıştığımı dilim döndüğünce anlatmıştım ve okuduğum ilk kitabından bahsetmiştim. Gerçi tanışmak karşılıklı olan bir durum ben onu tanıdım desem daha yerinde olur. İyi ki tanımışım desem çok yerinde bir duygu yoğunluğu barındıran bir ”iyi ki” olur.

Sonra ne mi oldu araştırmaya başladım Tarık Tufan’ı başka konuşmalarını dinlemek ve açıkçası takipçisi olmak istedim ve çağımızın en yaygın kullanılan sosyal medyası olan YouTube’den araştırdım ve konuşmalarına denk geldim. Hepsini yazıya ekleyeceğim Hatırladığım kadarıyla. Başta kendi şiirini okumadığını merak edip acaba daha önce hiç okumuş mu diye merak ettim ve bu videoyu buldum;

Tarık Tufan Kendi Sesinden Anna

Kendi sesinden şiirini dinleyenler arasına girdiniz demektir. Ben yaklaşık 3 yıl önce girmiştim. 🙂 Sonra diğer şiirleri ;

Kategoriler
Edebiyat Kitap Yazıları

Bir Yazar – Bir Okur I

Üniversite 1. sınıf öğrencisiydim. Bir öğreti, zorunluluk, bir geç kalmışlık ile okuma hayatıma başlayalı bir yıl olmuş ve yeni yeni yazarlar tanıma fırsatı buluyordum. Kitap fuarlarının çok değerli organizasyonlar olduğunu daha yeni kavramış ve bedenimi giydirmek için harcamam gereken paralarımı genelde zihnimi geliştirmek için kullanıyordum kitap alarak. Biraz da abartmış olabilir çoğu zaman ama kitapları incelerken bulunduğum ortam ve gelenlerin çoğunun aklında olmasa da aklımda olan ‘ Ne kadar da çok şey var öğrenilecek’ düşüncesi mutlu olmama yetiyordu. Tabi ki para harcamama da.

İşte yine böyle bir fuarda arkadaşım bir konuşmanın olduğunu ve yazarın çoğunun bilmediği belki de yanlış olan bir yönünü anlatarak beni heyecanlandırmış ve o konuşma salonuna sürüklemişti. salon hemen hemen dolmuş ve ancak arka köşede yer bulabilmiştik. İşte ilk olarak o zaman Tarık Tufan diye bir yazarın varlığını anladım.

Kategoriler
Genel

İnsanların sizi kullanmasına neden olan 10 davranış

1. Aşırı ve gereksiz fedakarlık.

2. Hoşlanmadığını belirtmemek.

3. Herkesin onayını almaya çalışmak.

4. Durmadan özür dileyen taraf olmak.

5. Sadece başkalarını düşünme, biraz da kendini düşün.

6. Neleri kabul edebileceğin, neleri kabul edemeyeceğin ile ilgili sınırları çiz.

7. Reddedilme ve yalnızlık korkusu.

8. Hava atmak.

9. Sevmediğin biriyle kalmak mı, yalnız kalmak mı, sen yalnız kalmayı tercih et.

10. Kimseyle ne çok uzak ne de çok yakın olma, dengeli ol.

kaynak : https://www.youtube.com/watch?v=YrXOEOnkpns&feature=youtu.be

Kategoriler
Teknik-Mühendislik

Non-parametric test Chi-square

Content

  1. INTRODUCTION
    1. Introduction
    1. Parametric tests
    1. Nonparametric tests
  2. CHI-SQUARE TEST

2.1.  Chi-square test

2.2.  The Formula for Chi-Square

2.3.   The Table of Chi-Square

  • USE OF CHI-SQUARE

3.1.  Use of chi-square test

       3.2.  Example of Test

  •   REFERENCES

1. Introduction

   Various descriptive statistical techniques are commonly used in scientific research to determine the degrees of relationship between variables. The types of measurements used to gather data also determine the types of statistical techniques that can be employed in the analysis of data. Correct interpretation of a research result primarily depends on selection of the right statistical method which is suitable both aim of the research and the data. Because of above mentioned reasons, data analyses are considered as very complex problem by researchers. According to Kul S. , The most important factors affecting the selection of statistical tests can be listed as follows;

1. Type of hypothesis: Relationship or difference is being investigated?

2. The level of measurement of the dependent variable: Numerical or verbally expressed variable

3. Measurement level of the independent variable: Numerical or verbally expressed variable

4. Compatibility of numerical variables to normal distribution

Kategoriler
Genel Korona Yazıları

İSTENMEYEN HABER

Ve bir gün tek bir mesaj ile geç kaldığınızı anlarsınız. Öyle bir geç kalma ki bir insana, masumluğa, sevgiye, anlayışa, hoş sohbete, temiz bir yüze ve iyi bir kalbe varamamanın tüm aciz ve geride kalmaların anlamını taşır bu geç kalma. artık kimse ve hiçbir şeye acele etmeyeceğiniz zamanı tek bir mesajla başlar.

Olmamasını istediğiniz için hakikatine inanmadığımız şeyler vardır mesela vefat haberleri annenizin, babanızın, eş dost akrabalarınızın… O gün o saate kadar tam olarak 10 aydan beri inanmadığı izdivacını ilk ağızdan duydu. Bu olamaz diye içinden geçirdi. zaten bir dost meclisinde güle oynaya oynanan bir masa oyununda verilecek doğru haber değildi. Gülerek ” Sana bir haber vereceğim ama üzüleceksin” diyerek ısrarlar üzerine ”yarın onun düğünü var” haberi doğru bir haber değildir. Bunu umuyordu. Evet doğruydu tasdik etmeye çalışmadığı bir hakikatti izdivacı. İnanmadı. Dalga geçildi kulak asmadı. Sadece kalbine bunun doğru olmadığını kabullendirmeye çalışıyordu kahkahalar eşliğinde.

Tam 10 ay geçti. Geçen onca yılın sonunda verilmiş bir karar, alınmış iki yüzük ve yapılmış bir düğün vardı. O 3-5 cümleden oluşan paragraflı mesaj şimdiye kadar inanmak istemediklerinin tamamıydı. Yapabileceği tek şey iyi dileklerde bulunmak, anlayışla karşılamaktı ve yine aşırı olan tüm duyguları içinde barındırsa da sözlerinde rahatlatan bir meltem havası olmalıydı. Öyle de oldu. Usulca mantığına geçirebildi evlendiğini. Kalbine anlatmakta güçlük çekiyordu. Ne kadar zamanında özleminin ve yokluğunun akıttığı göz yaşlarının sebebi olanı ebediyen kaybetmiş olmanın verdiği ince sızıyla kalbini sabitlemeyi denese de başarısız olacağını anladı, kalbiyle beraber duygularını kenara bırakarak, sadece beyni ve dili ile evlenmiş ve evliliğiyle mutlu olan, seven ve sevilen bir kadına konuşulur gibi konuştu. karşısında ki yıllarca aklının her zaman ucunda olan biri değilmiş gibi konuştu. birisine konuşur gibi sadece birisine yaklaşık 7.6 milyar insanın içinden birisine.

Vedalaştılar. Sade bir veda ile ;

-Helal et

-Helal olsun, sen de helal et

-Helal olsun

-Allah razı olsun

-Senden de

-Ecmain

Anladı. İşte tam da o an anladı Yaşar Kemal’i ” İnsan bir kere birine geç kalır ve bir daha hiç kimse için acele etmez.”

Kategoriler
Genel Korona Yazıları

Sokağa Çıkma Yasağı

Öncelikle merhaba arkadaşlar bugün yazmak istediğim konu 10.04.2020 de saat 22.00 da alınan sokağa çıkma yasası. Dün oldukça sinir ve gerginlikten sonra içimi dökme ümidiyle bir yazı yazmaya karar verdim olur da içimde biriktirdiklerimi yazıya döküp sonrada da sinirsiz stressiz baş ağrısız ve kızgınlığın olmadığı zamanlarda normal işlerime tekrardan sarılabileyim.

Öncelikle dün olanları toparlamakta fayda var. Dün saat 22:00’ı gösterirken haberlerde ve diğer tüm sosyal ağlarda bir karar paylaşıldı. ‘Sokağa Çıkma’ yasası. Sadece 2 gün yani 48 saatti kapsayan bir durum. Duyduğumda tepkilerim gayet normal ve olağandı. Doğu illerinde yaşan biri için gayet olağandır çünkü yaşamım boyunca çoğu zaman karşılaştığım bir durum bu. Hem bu durumun sadece 48 saat olmadığı zamanları da çok gördüm. Öncelikle genelgeyi sosyal medyalardan aldığım 2 fotoğraf ile buraya bırakıyorum.

Kategoriler
Korona Yazıları

Korona Yazıları I

-Yazın başvurular var abi. Umarım şansımız yaver gider de lisansüstü eğitimimizi yurt dışında tamamlayıp ülkeye geri döneriz.

(Başvuru şartları ve zamanını öğrenmek için gittiğim erasmus ofisinden çıkıyorumdum.)

-Hocam Erasmus+ başvuruyoruz. Almanyada staj yapacağız inşallah. Bir de erasmus öğrenime başvuracağım. Bir kişi alınıyor. Şansımızı denemekte bir mahsur göremiyorum. O da olursa yükseklisansın 2. dönemini de Polonya’da geçirdik mi. Mis gibi bir kariyer başlangıcı olur.

-Hocam amacım dil sınavında alacağım iyi bir puan ile artık şu araştırma görevliliği kadrolarına başvuru yapalım artık diyorum.

-6 ders aldık bakalım ne olacak. Güz dönemi için 2 dersimiz kalıyor. O zaman artık tez için araştırmaları bitirip yazmaya geçersek 4. Dönemin başında bitirir hemen Doktora eğitimine başlarız.

-Dostum. Bak gel bana uy. Bir ekip kuralım 4 ya da 5 alanda bir topluluk kurarız. Haftada ya da ayda bir hepimiz kendi alanımız ile ya da ilgi duyduğumuz bir alanda araştırmalarımızı yapar yazılar ortaya çıkarırız. Kim bilir belki de ileride daha çok kişiye ulaşırsak çevremize hitap eden bir dergi bile çıkarabiliriz.

-Hedef en az 50 kitap diyorum bu sene için. Artık akademisyenlik hayali için yola çıkan insanlarız ve biz birer bilim insanı adayıyız. Bilim insanı nasıl olmalı çok tartıştık. Karar kıldığımız karektere ve seviyeye ulaşmasak biz de eleştirdiğimiz hocalarımız ve akademisyenlerden oluruz. Değil mi allah aşkına ?  

Şuan aklımda en temel düşünce YAŞAMAK VE YAŞATMAK.

Kategoriler
Genel

Twitter ve Instagram’ın uygulamalarını sildiğim sabah vakti

Evet sosyal medya hesaplarımın olduğu uygulamaları sildim. Bu twitter flood ile. Siz de sakin bir kafa ile düşünürseniz bana hak vereceğinizi umuyorum. Şimdi size o floodu resimler ve linkleri ile bu yazıya aktaracağım. Fotograflara basarak twitin adresine gidebilirsiniz.

Son olarak yaklaşık 10-12 gün gibi kısa bir zaman dilimi geçmesine rağmen değişim çok olumlu oldu bu kararı verdikten sonra. Yazım yanlışlarını lütfen mazur görün. Teşekkürler.

”zersenişte”>>”serzenişte